
Korkulan senaryoların gerçekleşmesi kadar acı bir tablo yoktur insan hayatında. Günlerdir yüksek sesle tekrarlanan deprem olabilir cümlelerinin; "ben demiştim" repliğine dönüştüğü günleri yaşamaktayız.
Deprem saniyelerin arasında geldi, geçti. O kısacık andan geriye büyük acılar kaldı. Deprem acı tohumlarını serpip giderken, her gidişin bir dönüşü olabileceğini de hatırlattı bize. Evet, şu an için deprem geldi geçti, insanlarımız yaralarını sarmaya çalışıyorlar. Ama her an geri dönebileceğini yeniden aynı acıları yaşatabileceğini bilmemizi ve dikkatli olmamızı istiyor.
‘`Elazığ deprem bölgesi ve depremle yaşamaya alışmalı bu bölgenin insanı`` diyen Bakanın, bundan sonra ne olacak gibi bir açıklamada bulunmaması ne kadar acıysa, bu acı tabloyu sadece kerpiç duvarlara yıkan Başbakanın açıklaması da o kadar acı oldu. Sadece burada yaşayan vatandaşlar değil, devletinde deprem bölgesinde olduğumuzu bilmesi gerek. Zaten bu görev devletin işidir. Gerekli önlemleri alıp halkı bilinçlendirmesi gerek.
Evet, bölgede kerpiç evlerin yıkılması sonucu insanlarımız hayatlarını kaybetti. Peki, burada yaşayan vatandaşlarımız, acaba kerpiç evde oturmaktan çok mu mutlulardı. Ay sonunu zor getiren ve alacakları şeker pancarı paralarını dört gözle beklerken azda olsa birlik ve beraberlik içinde aileleriyle yaşayıp gidiyorlardı. Ama acı bir yıkım dağıttı onları, tıpkı o kerpiç duvarlar gibi. Kerpiç duvarlı evlerin sağlam olmadığını acaba devlet mi iyi bilir yoksa geçim sıkıntısında boğulan köylü vatandaşımız mı? Deprem bölgesinde olduklarını acaba devlet mi iyi biliyor yoksa sadece tek dertleri geçinmek olan köylü vatandaşlar mı?
Gariban köylü istemez mi daha ferah ve güvenli evlerde oturmayı? Kışın kar yağdığında, baharda yağmurlar başladığında, su emişmeyen damından, su damlalarının düşmediği evlerde oturmayı. Köylüler istemez mi tavanından tozların akmadığı, betonarme yapılarda ayaklarını uzatmayı? Köylü istemez mi depremde sevdiklerini yitirmeyecekleri evlerde kalmayı? İster tabi. İster ama cebindeki para sadece derme çatma kerpiç evin yapılmasına yeter. Tabi mutfak masrafından kısmak şartıyla.
Evet deprem sadece bu bölgenin değil, Türkiye`nin gerçeği. Depremden depreme ortaya çıkan gerçekler. Şimdi, her depremde televizyonlardan, basından açıklama yapan uzmanların gür sesleri arasında; Devlet Yetkilileri, yapılması gerekenleri sıralıyorlar. Seslerin yüksekliği yavaş yavaş düşerken, günler geçecek ve bir sonraki depreme kadar derin bir suskunluğa bürüneceğiz. Deprem bölgesinde yaşayan insanları, acılarıyla baş başa bırakıp, yeni depremleri bekleyip duracağız.
Deprem gerçeğini en iyi bilecek kişiler bu işin uzmanlarıdır. Devlet eliyle bu uzmanlar burada bu tarz evlerin yapılmayacağını vatandaşlara anlatmalıdır. Gerekli desteği vererek daha yaşanabilir yerleşkelerde, vatandaşların tehlikesiz yaşamaları için çalışmalar sürdürülmelidir. Seçim zamanı en ücra mezrada yaşayan insanların atacakları oy hesabını yapan siyasilerin, o vatandaşların, oy kullandıktan sonra kaderleriyle baş başa kaldıkları evlerinin, nasıl olduğunu bilmek zorundalar. Fay hattının ne olduğunu belki köylü vatandaşımız bilmez ama devletimiz bilmek zorundadır. Kerpiç binanın depremde yıkılacağını belki köylü vatandaşımız bilmez ama Devletimiz bilmek zorundadır.
Şimdi kimde suç. Pardon suç kerpiç duvarlardaydı ve o duvarları inşa eden gariban köylülerde...